27 Mayıs 2010 Perşembe

ACİL!

Galatasaraylı bir arkadaşımızın kardeşine lösemi teşhisi konulmuş. Bu kardeşimiz yıllardır abisiyle beraber Galatasaray tribünlerinde olan ve Sundaysuprize isimli blogun da sahibi. Kardeşimizin tedavisine acilen başlanması gerekiyor ve tedavinin en iyi yapılacağı yerler Çapa ve Cerrahpaşa Hastaneleri. Arkadaşlarımızın isteği ise bu iki hastaneden birisine sevk yaptırmaları için bu hastanelerde çalışan bir doktor bulmaları gerekiyor ama kendi çabalarıyla bunu pek başaramamışlar. Sizden ricam, eğer arkadaşların isteklerine yardımcı olabilecek durumdaysanız aşağıda vereceğim telefon veya e-mail adresine başvurmanızdır. Kardeşimize acil şifalar diliyorum.

YUNUS DİNÇ (Kardeşi ŞÜKRÜ DİNÇ)
yunus_dinc@colpal.com
only_you89@hotmail.com
Telefon: 0 538 891 49 49

20 Mart 2010 Cumartesi

Alternatif



Yekta Kurtuluş, yaptığı önemli çıkışla büyük takımların kadroları için derinlik yaratabilecek yeteneğe sahip bir oyuncu.

17 Mart 2010 Çarşamba

Bileti Kesilen Hollandalılar



Bayern'i sırtladı götürüyor. Real Madrid bu adamı gönderdi hemde sol açığında Marcelo varken. Aynı şey Sneijder için de geçerli. İnter'in Chelsea deplasmanında aldığı galibiyette başroldeydi ama nedense Real, Hollandalıların biletini toptan kesti. Rafael Van der Vaart ve RVN takımda kaldı sezon başı elden çıkarılamadıkları için... RVN devre arası Higuain'in inanılmaz formu yüzünden Hamburg'a gitti. Raul bile kadroya zor giriyorken doğru karardı. Van der Vaart kaldı ve eline geçen fırsatları iyi değerlendirdi. Son olarak Sevilla maçında "comeback" i tamamladı ve unutulmaz maçların içinde kendine yer buldu.

Kıvırcık Kurt



Ayağının üstüyle yerden ip gibi vurduğun toplara kurban.

16 Mart 2010 Salı

Nereden Nereye?



Aussie Legends



Sonsuza kadar bizle kalın.

Hayırlısı



Şampiyonluk yolunda 2 maç. Trabzonspor deplasmanı ve Fenerbahçe maçı. Bu 2 maç şampiyonluk kupasının %80'i. Fikstür avantajlarının falan hikaye olduğu dönemde, kendi bağını kendin kesme şansı Galatasaray için. Hayırlısı...

Bursaspor Gerçeği

Galatasaray'ı kendi sahasında, Fenerbahçe ve Beşiktaş'ı geriden gelerek deplasmanda devirmiş bir Bursaspor var elimizde. Kendi sahalarında bir Fenerbahçe mağlubiyetleri var ki rövanşı çok ağır aldılar. Şimdi bir Galatasaray taraftarı olarak bakıyorum ve şampiyon olurlarsa gıkım çıkmaz diyorum. Üzülür müyüm? Evet, üzülürüm çünkü kendi takımımda potada. Ama haketmediler demek fanatiklik olur. Buraya kadar hakettiler en azından. Kaos futbolu oynamadan, oynamaya çalışarak buraya kadar geldiler. Burdan sonrasını kaldırabilmek zor. Olur da şampiyon olurlarsa Türk futbolunda çok şey değişir yalanına da inanmıyorum. Bursaspor doğru kadro ve oyuncu tercihiyle buraya kadar geldi ama nerede yatırım? Ne yatırımı var Bursaspor'un Türk futbolunu geliştirecek? O söylenenler Olympic Lyon gibi düzen içinden kademe kademe gelip bu işi başaran takımların olduğu liglerde olur. Türkiye'de düzen biraz zor değişir. En iyi ihtimalle bir balon büyük daha yaratırız Trabzonspor gibi...

Çağdışı Kahin



Oynattığı futbol falan değil. Uzaktan yakından alakası yok. Kehanetleriyle ünlü ama oyun anlamında hiçbirşey yok ortada. Bugün ittire kaktıra bir golle aldı maçı. Çağdışı bir takım var elinde. Şampiyon olabilir mi? Şansı yüksek. Ayıplamayız bizde. Çağdışı ligin çağdışı şampiyonuz deriz fena mı?

11 Mart 2010 Perşembe

Olmaz



Rijkaard'ı suçlamıyorum malzeme bu. Oynatmaya çalıştığı sistem Dünya üzerinde ki en modern sistem tartışmasız. Dünya'nın en büyük klüpleri bu sistemin peşinde. Adamın elinde bu sisteme uygun Neill-Emre ikilisi varken Emre'nin olur olmaz sakatlığı Servet'ten başka alternatif bırakmıyor Rijkaard'a. Aynı şey orta 3'lü için de geçerli. Elano'dan başka tek topu dikine ve ayağa oynayabilecek oyuncu yok. Ne Topal, ne Ayhan, ne Barış, ne Mustafa. Sürekli bu sıkıntılar yüzünden sistemini sahaya yansıtamıyor Galatasaray. İşte bu yüzden bu yıl çok önemli. Gelecek yıl alınacak 2-3 oyuncuyla Galatasaray bu yıl oturttuğu sistemini rahatlıkla uygulayabilecek önümüzde ki yıl. Gelelim maça. Maçla ilgili gerçekten olumlu anlamda yazılacak hiçbirşey yok. Eskişehir pozisyona girmeden golü buldu. İkinci yarının başında yaslanırken yine akıl almaz savunma boşluğuyla ikinciyi atıp arkaya yaslandı 8 kişi. Artık ister Antifutbol deyin, ister hakem hataları deyin. Bunlar bahane olamaz. Şampiyonluğa oynayan takım böyle iki komik hatadan gol yemez. Gelelim Galatasaray'ın deplasmanda önemli maç kazanamama sendromuna. Bursa-Bjk-Fb-Kayseri-Eskişehir. Hiçbirinden galibiyet alamadı Galatasaray. Buna şanssızlık vs. diyene de şüheyle bakarım. Kazanacaksın arkadaş. Çıkıp Eskişehir maçını alacaksın. Alamazsan OLMAZ!!..

8 Mart 2010 Pazartesi

Bayrak Adam # 4



Çocukken Everton taraftarı olsada.

Unutulmaz Kareografiler #3



Hep FDL'den gidiyoruz ama, kareografi denince akla ilk gelen onlar.

Pankart Namustur #2


*Büyütmek için üzerine tıklayın.

Yıldızlarda Kayar



Daha önce ki postlarda belirttiğimiz gibi, Barcelona uzay futbolundan, dünya futboluna döndü. Son birkaç maçtır eskisi gibi değiller. Bunun üzerine şans faktörünün de Almeria deplasmanında Barça'nın arkasından çekilmesi işleri sarpa sardırdı. İbra'nın kırmızı kartı haksızdı. Puyol kendi kalesine attı. Sonuçta Barça 10 kişi bile alabileceği maçta berabere kaldı ve liderliği uzun bir aradan sonra müthiş bir "epic comeback" yapan Real Madrid'e devretti. Önemlidir böyle maçlar sezon içinde. "Almeria maçında puan kaybetsem neolur ki?" dersin. Ama rakibin çıkıp aynı akşam Sevilla gibi güçlü rakibi karşısında 0-2'dan son yarım saatte 3-2'ye çevirince skoru, psikolojik üstünlüğü alır eline. Bu dava Bernabeu'da çözülür. 2-6'dan sonra, oyununu oturtmaya başlayan, gözünü hırs bürümüş ve psikolojik üstünlüğü elinde tutan Real'e karşı neyapar Barcelona, bunu zaman gösterecek...

"İstenmeyen" Kurtarıcı



Bütün hemşerilerini paket ederken Real Madrid, zorla takımda kaldı. İstenmeyen adam çıktı Sevilla maçında ipten aldı Real Madrid'i. Rafael Van Der Vaart, Real Madrid'e şu unutulmaz repliği hatırlattı.

-Hatırlar mısın? Birzamanlar fakir ama gururlu bir genç vardı...

Diyarbakır Olayları

Ne resim koyarım buraya bu olayla ilgili, ne başka birşey. Futbolun, futbolla uzaktan yakından alakası olmayan çirkin tarafını taşıyamam buraya. Ancak şunu söylemeden geçemem, Diyarbakırda olanlar kocaman bir oyunun küçük sahneleri sadece. Olaylarla ilgili tribündekiler nekadar suçluysa, bu toplum da o kadar suçlu. Ayrışma oyununa gelen, tribünde ki taşkınlıkları yapanların Diyarbakırlı bile olup olmadığı belli değilken Diyarbakır'a ve yöre halkına saydıran, Bursa'da aynı oyun yüzünden Diyarbakırlılar'a saldıranlar da herkes kadar suçlu. Tribünde o taşı Diyarbakırlı olup atan da suçlu, Bursa'da Bursalı olup da Diyarbakır taraftarına saldıran da... Bu medyanın gördüğü ise sadece maçın akıbetinin ne olacağı. Yazık...

5 Mart 2010 Cuma

Altyapı'ya ne verebilir?



"Tugay altyapıda ki çocuklara ne verebilir ki?"
Şimdi sağda solda, Galatasaray taraftarı arasında sorulan soru bu. Tugay'ın teknik olarak yanlış tercih olduğunu söylüyorlar. Bence Tugay en doğru tercih çünkü Galatasaray altyapısında ki gençlerin sorunu teknik veya taktik değil. Uyum sorunu var A takıma çıkan oyuncularda. Oyuncu olarak tecrübe ettikleriyle bunu ortadan kaldıracak Tugay. A takıma çıkıp da uyum sorunu yaşamayan oyuncularına bir bakın Galatasaray'ın. Arda-Uğur-Sabri-Emre Çolak-Ferhat. Bugün hepsi(Ferhat eskiden) milli takım oyuncuları. Uyum sorunu yaşayıp giden Mehmet Güven Manisaspor'da ortasahayı Fenerbahçe maçında tek başına sırtladı. Ferhat Galatasaray'ın yeni teklifini reddedip Trabzonspor'a gitti. Yani eksik ayaklarda değil kafalarda. Bir Türk futbolcusu olarak, kalıplarını çoktan kırmış Tugay büyük fayda sağlayacaktır Galatasaray'ın gençlerine. Zaten bir altyapı efsanesi olan Derks'in yeniden yapılandırmaya aldığı Galatasaray altyapısı iyi yolda. Derks'in kontratı Mayıs sonuna kadar, zaten işini de tamamlıyor. Müfredatı yazıp gidecek. O müfredat uygulanmaya devam edecek. Bence Tugay'ın asıl görevi "iş ahlakı" nı Galatasaray'ın gençlerine öğretmek. Zira kendsi 8 yıl İngiltere'de oynayıp kaptanlığa yükselmiş, Avrupa'da jubile yapabilen tek Türk oyuncusu. Burdan yola çıkarak bile kendisinin iş ahlakı konusunda ki yetkinliğini tahmin edebiliriz.

Bayrak Adam #3



Roma'nın Prensi.

4 Mart 2010 Perşembe

Fransa - İspanya



Çok iddalı olacak belki ama bu İspanya, Dünya Kupası'na açık ara en hazır takım(Şampiyonluk adayları içinde). Bunu bu akşam oynadıkları Fransa maçında, deplasmanda Fransa'yı geçerek gösterdiler. Evet, Fransa iyi değil. Kupayada son anda geldiler ama Fransa gibi tehlikeli ayakları olan bir takıma deplasmanda pozisyon vermeden maçı tertemiz aldı İspanya. Hatları arasında ki uyum ve bölgelerin kendi içrisinde ki uyumu inanılmaz. Kurulmuş saat gibi... Bugece Honduras ile oynayan Milli takımımız belki de tarihinde ilk kez 4-3-3 sistemiyle sahadaydı ve Honduras'ı vasat bir oyunla geçti. "Bunlar da takım mı şimdi? " dediğimiz Honduras Afrika'da biz yokuz maalesef. 4-3-3 olayıyla ilgili artık Rijkaard etksi mi demek gerekir bilemiyorum... Bir parantez de Uruguaylı Suarez'e açalım bugece için. Müthiş vole golü mutlaka izlenmeli...

2 Mart 2010 Salı

Sergen Bombalarına Devam



Beşiktaş’a ilk geldiğinde benim yanıma verdiler. Daha 17 yaşındaydı. “Al bu çocuğa göz kulak ol, at yarışı oynuyormuş” dediler. Aradan iki hafta geçti. Bir baktım, ben, Metin ve Sergen beraber at yarışı kuponu yapıyoruz! -Gökhan Keskin

1 Mart 2010 Pazartesi

Galatasaray'ın GEREKSİZ transferleri !?!?!?



Bu çıkarım Aziz Yıldırım'a ve basın yayın kuruluşlarında çalışan pek çok futbol ulemasına ait. Çok basit şekilde açıklıyorum hangisi gerekli hangisi gereksiz siz karar verin.

Lucas Neill: Stoper bölgesinde oynayabilen, ayaklarına hakim ve topu oyuna sokabilen, aynı zamanda savunma hattına liderlik edebilecek bir oyuncu ihtiyacını ilk yarıda fazlasıyla çeken Galatasaray, tuttu bu adamı İngiltere'den getirdi. Bu haftaya kadar 2. yarının her maçında oynadı. Performansı ortada.

Joao Alves Da Silva: Forvette Nonda'dan yeterli performansı alamayan Galatasaray, Baros'a alternatif olabilecek, ayağına Nonda'dan daha çok hakim ve hareketli bir hücumcu arıyordu. Jo'yu İngiltere'den opsiyonlu kiralama yöntemiyle getirdi. 90 dakika oynadığı ilk maçta ilk golünü, ikinci 90 dakika oynadığı maçta ikinci golünü attı. Kasımpaşa maçında ki performansı ortada. Dezeavantajı Avrupa'da oynayamayacak olmasıydı ama Jo gibi gencecik bir potansiyeli Türkiye'ye opsiyonuyla getirme fırsatını yakalamışsanız bence bu doğru transferdir çünkü sizin için bu sezon Lig, Avrupa Ligi'nden çok daha önemliydi... Nitekim şuan için Lig'de Nonda'yı arayan yoktur eminim...

Dos Santos: Hiçbir maçta 90 dakika oynamadan amansızca eleştirildi. Risk almadığı yönünde bende bir eleştiride bulundum kendisine ve risk almaya başlarsa bu ligi birbirine katacağını idda ettim. Nitekim 90 dakika oyunda kalıp, risk aldığı ilk maçta Kasımpaşa'yı dağıttı. Futbolu çok iyi biliyorum diyen, spor yazarlarına ve yorumcularına tükürük yalattı. Uğruna Nonda'nın gönderilmesi çok tartışılırken bir de etkisiz(bakın kötü demiyorum) performans göstermesi "gereksiz transfer" ve "paf takımında bile oynayamaz" yorumlarına sebep oldu. Getiriliş sebebi Kewell'ın ani sakatlığı sonucu kanat rotasyonuna +1 adam sağlayabilmekti. Zira iş göremeyen Nonda yerine Jo'nun da gelişiyle Nonda'yı gözden çıkarmak kolay oldu Rijkaard'ın da onayıyla. Kasımpaşa maçında ki oyunun ardından kalitesini tartışacak yorumcu yoktur eminim... Hatta dün gece Kewell kadroya nasıl girecek diyenler bile oldu. Ancak zaten olay da bu. Her mevkiinizde birbirini zorlayabilecek iki oyuncunuz varsa her turnuvada yürüyebilirsiniz. Tabii ki Türk Medya'sı henüz bu kavramlardan habersiz.

Şimdi gelelim idda sahibinin şuan bulunduğu duruma. Şuan diyorum çünkü, değerlendirmeyi sezon sonunda yaparız gibi bir açıklamaları var. Fenerbahçe'nin acilen adam eksiltebilen ve iki kanatta da oynayabilen bir açık oyuncusuna ihtiyacı olduğunu savundum devre arası boyunca. Neredeyse bütün tanıdığım Fenerbahçeliler de benimle hemfikirdi. O gereken transfer yapılmadı veya yapılamadı bilemiyorum. Ancak Fenerbahçe, bu sezon sonunda ligi nerede bitirirse bitirsin, geçen sezon Galatasaray'ın düştüğü hataya düştü. Bu kesin. Yoğun maç temposuna derinliği olmayan kadroyla devam edebileceklerini düşündüler. Şuan takımda kimin bek, kimin açık, kimin stoper olacağını bırakın Fenerbahçeli taraftarları, Daum bile bilmiyor... Bunda şanssızlığın da etkisi yok mu? Tabii ki var. Mesela formda Uğur'un zemin yüzünden sakatlanması. Ancak, Fenerbahçe Yönetimi yada Aziz Yıldırım üç kulvara yetecek kadromuz var derken Özer Hurmacı ve Mehmet Topuz'un yedeği olarak Vederson'u kastediyorsa zaten Deniz Barış'ın da sol açık oynamasında problem yok demektir...

Popito



Oraya vurulmaz arkadaş. Sihirbaz mısın?

Kasımpaşa'ya Tebrikler



Kasımpaşa kısıtlı kadrosuyla bu lig'de üç büyüklerden sonra en yürekli oyunu oynayan takımdır bana göre. Sonuna kadar oynamaya çıkmışlardı sahaya. Pas alışverişleri ve sahanın her alanında yardımlaşmaları bana göre Galatasaray'ın ortasahasından iyiydi... Galatasaray ise maça büyük bir iştahla başlayıp, yetenekli ayaklarının gününde olmasıyla maçı kopardı. Keita o insanüstü golü atmasa, yine zorlanabilirdi Galatasaray. Ancak en ciddi rakibinin 3 puanı hediye ettiği haftada, bu ikramı geri çevirmeyerek önemli bir avantaj sağladı kendisi adına. Morallendi aynı zamanda. Camia ve taraftarda yeni bir hava oluştuğuna inanıyorum, etkili oyun ve galibiyetin ardından. Buarada şu gerçeği belirtmemiz gerekli, eğer Galatasaray ilk yarıda yakaladığı pozisyonları sonuçlandırabilseydi maç ilk yarıda bitebilirdide. Özellikle ilk yarıda, hücum organizasyonu anlamında çok etkili olduğunu söyleyebiliriz Galatasaray'ın. Bunda Jo'nun boşalttığı alanlarda Arda, Gio ve Keita'nın durmadan dolaşması önemliydi. Galatasaray maçı aldı ve bir maçı eksik Bursaspor'a 4 puan, ezeli rakibi Fenerbahçe'ye ise 5 puan fark attı. Elinde kalan tek ve bana göre bu sezon için en önemli hedefi olan Şampiyonluk yolunda önemli bir avantaj elde etti.

Taşıma Su ile Değirmen Dönmez



Efendim Beşiktaş, Galatasaray maçında attığı beraberlik golüyle şampiyonluk yarışına tutunmuş. Okadar değerli bir golmüş ki o Sivok'un golü, Kayseri maçında ciddiyeti getirmiş... Şampiyonluk yarışına tutunan takım Galatasaray'ı kendi sahasında mağlup etmeliydi. Önünde iyisiyle kötüsüyle 3 takım var Beşiktaş'ın. Bunlardan birine ikili avarajı teslim etmiş ve eksik maçını alması halinde 5 puan gerisinde. Diğer ikisiyle de deplasmanda oynayacak, hele ki biri can düşmanı Bursaspor. Bana göre Beşiktaş'a mucize gerekli. Yani bu engellerden birini atlasa,öbüründen geçmesi çok zor. Onu geçtim istikrarsız formuyla, haftaya ne olacağı belli olmayan bir takım Beşiktaş. Bana göre Beşiktaş şampiyonluk yarışı kızıştığında şampiyonluk yarışını uzaktan izler. Galatasaray, Bursaspor, Fenerbahçe arasında geçecek şampiyonluk yarışı. Üç takımın da aynı anda, bu kısalan zaman diliminde sürekli puanlar kaybetmesi gerekli Beşiktaş'ın şampiyonluğu için. Tabi buarada Beşiktaş'da gümbür gümbür gelip puan vermeyecek kimselere. Bu söylediklerimiz bana göre mucizedir. Mustafa Denizli'nin bu sezon takımın başında olması ise başlı başına bir hatadır. Beşiktaş'ın önümüzde ki hafta otomatikman 3 puan alacağını düşünen basın önde ki üçlüden en az birinin puan kaybı yapacağını hesap ederek, yarışı kızdırma hevesi içerisinde ancak o yarış için kızışmaya Beşiktaş'ın hali yok.

Alışkanlık



Maçla ilgili yazılacak olumlu hiçbirşey yok. İ.B.B. için bile bu böyle. Maça hakem hataları etki etti. Aydınus, Baroni'nin kırmızı kartını görmedi ardından da Güiza'nın düşürülmesinde ki net kırmızıyı görmedi. Bunlar olsaydı şu kazanırdı, bu kaybederdi gibi içi boş lafların lüzumu hiç yok. Zira Nihat Özdemir'in açıklamaları kendi taraftarından bile destek görmedi. Futbol oyununda oluyor bunlar. Hakemlerin yerli-yabancı olmasıyla da alakası yok. Haftaiçinde %2000 penaltıyı görmeyen İtalyan hakem Galatasaray'ı kupa dışında bıraktı ancak sonuç olarak değişen birşey yok. Adnan Polat Başkan isterse Fifa Başkan'ı ile görüşsün... Aynı şekilde İrlanda'da Dünya Kupası kapısından döndü... Yapılan hatayı, anında, saha içinde telafi edebiliyorsan avantajlısın. Oyun robotlar tarafından yönetilmediği sürece bu böyle olacak. Alex'in kırmızı kartına gelirsek, Alex bu ligde benim gördüğüm en yetenekli, en faydalı ayaklardan biridir. Abartısız oynadığı takımın %50 sidir. Tabii bu önerme sistemine göre değişkenlik gösterebilir ancak Alex'i isterseniz sol açık oynatın, yine de oyuna etkisiz kalmaz, mutlaka bir hünerini gösterir. Ayrıca Alex'in Türkiye Ligi'nde birkaç penaltı pozisyonu dışında art niyetli davranış yaptığını görmedim. İ.B.B. maçında da rakibine o hareketi "hain" lik yapmak için değil, kızdığı hakeme ya da takım arkadaşlarına tepki olarak yaptı. Bahsettiğim tarz "hain"likleri Zago, Lugano, Vedat İnceefe gibi oyuncular yapardı... Fenerbahçe'nin yokuş aşağı boş viteste gidişi sürüyor. Kazanma alışkanlığı vardır ya hani... Fenerbahçe de puan kaybetme alışkanlığı edindi kendine. Olur olmaz maçlarda dağıttılar puanları. Bunda kuşkusuz daha önce yazdığımız, teknik direktör Daum'dan kaynaklanan sistemsel problemler ve sakatların da etkisi büyük. Tabii bu iş hep böyle gitmeyecek. Elbet Fenerbahçe biryerde yükselişe geçecektir ama bu nezaman olur, nasıl olur, devamlılığı olur mu? Bu sorulara yanıt vermek şimdilik çok zor. Ancak şu bir gerçek ki Fenerbahçe'nin fikstür avantajı şu puan dağıttığı haftalardan ibaretti. Herkes iyi bir Fenerbahçe'nin bu maçlardan rahat çıkacağı hesabını yaparak fikstür avantajından söz etti. Ancak gelinen bu noktada fikstür avantajından çok, büyük bir fikstür dezavantajı var Fenerbahçe'nin önünde. Zorlu bir fikstür,sakatları çok olan bir kadro ve dahi olduğunu zanneden bir hocayla başbaşa kaldı Fenerbahçe. Bakalım Azizcilin nezaman etki edecek?

28 Şubat 2010 Pazar

Arsenal Laneti ve Shawcross'un Gözyaşları



Nedir bu Arsenal'in sakatlıklardan çektiği? Kim kendini parlatsa,üzerine birşeyler koysa büyük sakatlıklar yaşıyor. Arsenal'in lanetinden söz etsek yalan olmaz hani... Ramsey'in ayağının kırılmasının ardından oyundan atılan Shawcross'un gözyaşları aslında pekçok şeyi anlatıyor. Futbol'u oynayanların da birer insan olduklarını en içten haliyle gözler önüne seriyor. O an ne gidecek olan maç, ne kırmızı kart önemli. Sadece Ramsey...

26 Şubat 2010 Cuma

Portsmouth Kayyum'a devredildi


Bu sezon zor günler geçiren Portsmouth, artan borçları sebebiyle puan silinme cezasının ardından şimdi de Kayyum'a devredildi. 112 yıllık kulübün başka bir özelliği daha var bizleri ilgilendiren. Ortaya atılan bir iddaaya göre, Portsmouth klübü Abdülhamit tarafından, adadan bilgi toplamak için kurdurulmuş... Açıkçası üç kez değişen logolarının üçünde de Türklerin simgesi olan Ay-Yıldız'ı(yıldız sekiz köşeli, Hz.Muhammed'in yıldızı olduğu da söylenir) kullanmaları iddaları güçlendirmekte.

HİC ABUNDANT LEONES



İyi iş çıkardı yine eski açık.

Güiza'nın durumu


Fenerbahçe taraftarı bu adamı yuhaladı. Performansı yuhalanacak bir performans mı ? Bence evet. Peki bunun sorumlusu Güiza mı? Bence hayır. Ozaman hedef yanlış demek ki. Güiza Getafe'de de, Mallorca'da da, İspanya milli takımında da hep tek hamleli golcüydü. Yani alıp giden değil topu çizgiden içeriye son tıklayan adamdı. Fenerbahçe kendisinden, Alex'in ara topunu alıp doğru yere sürüp klas vuruşla golü atmasını bekliyor. Ancak bu Güiza için zor çünkü zaten topla buluştuğunda çok fazla olmayan süratini de kaybediyor ve tek kaldığı forvet hattında stoperler arasında ezilip her topu kaybediyor. Dahi Daum ise halen kendisini aynı sistemde oynatıp verim almamaya devam ediyor. Ozaman o yuhalamanın hedefi Daum olmalıydı sonucu buradan rahatlıkla çıkar. Yuhalamak doğru değildi evet ancak taraftar futbolcunun ruh halini falan incelemek zorunda değil. Taraftar parasının karşılığını stadta görmek ister. Bu bukadar basittir. Neyse olan olmuştur yuhalama olayına taraftarın içinden bir bölüm karşı çıkıp " sorry Güiza" kampanyaları başlatmışlardır bunlarda doğru şeylerdi Lille maçı öncesi. Ancak gel gelelim Güiza Lille maçında diğer maçlarından artı bir performans göstermedi ancak ayakta alkışlandı oyundan çıkarken. İşte burası çok saçma geliyor bana. Toplum olarak da sorunumuz bu sanırım. Birşey ya siyah bizde ya beyaz. Grisi yok. Güiza ya ayakta alkışlanır, ya yuhalanır. Ortamız yok maalesef. Şimdi ayakta alkışlanan Güiza yarın daha iyi oynadığı maçta yuhalanabilirde. Çünkü tepki veya destek bilinçli değil bu ülkede. Milyon €'ları alıyorsun, hiçbirşey oynamıyorsun ama bizim bilmediğimiz şeyler varmış karın zor durumdaymış " sorry Güiza bundan sonra hep arkandayız" diyip ayakta alkışlamak abes bence. Futbol oynuyor burda bu adam. Ruh halinden banane? Gol atmalı beni o ilgilendirir. Adamı damat diye mi alıyorum golcü diye mi? Karısının aşna fişnalarından Fenerbahçe taraftarına ne ki özür dilesin Güiza'dan. Gerçekten saçma.

Yokuş Aşağı


Fenerbahçe bu akşam Avrupa'dan elenen ikinci takımımız oldu. Galatasaray gibi Fenerbahçe'nin de turu hakettiğini düşünmüyorum. İki takımımız da eksikler maalesef her anlamda. Avrupa'da tur arıyorsun, sol açığın Vederson, sol bekin Deniz, sağ bekin Önder, stoperin zaten evlere şenlik Bilica ve son olarak sağ açığın oralara yabancı Gökhan. Aynı şekilde Galatasaray'da forvetsiz turu arıyor, rakibinin jokerleri ve hücumcuları bitmiyor. Birini çıkarıyor öbürünü alıyor...Fenerbahçe ve Lille birbirlerine pozisyon vermeden, gol bulmaya çalıştılar ve bu maçı kitledi. Aslında Fenerbahçe istediğini tam alıyordu ki Rami iki insan boyu kafaya çıkıp tatsız maçı tatsız bitirdi Fenerbahçe adına. İlk maçta kaçırdığı gollerin kurbanı oldu Fenerbahçe biraz da. Geçmiş olsun diyoruz ezeli rakibimize ve yine bizbize kalıyoruz milyonlarca € harcadığımız takımlarımızla.

Hadi Geçmiş Olsun...


Galatasaray'la başlayalım söze. Deplasmanda aldığı 1-1'lik sonuç süpriz değildi. Zira sabit bir forveti olmayan takım için topu rakip sahada tutmak zor. Bunun için deplasmanda defans yapmak kolaydı Galatasaray adına. Baskın golle de golü bulmuştu Galatasaray. Ancak iş kendi sahanda defans yapmaya geldi mi 1-1'in rövanşında daha dikkatli olmak zorundasın. Atsan bir türlü atmasan bir türlü. Bunun için oyunu yarısahasında kabul etti Galatasaray. 0-0'a oynadı diyelim ve topu rakibe teslim etti. Nitekim ikinci hatada golü kalesinde gördü...Bunun üzerine golü haketmeyen oyununa rağmen Galatasaray beraberliği sağladı. Ancak maçın kırılma anı Caner'in kırmızı kartıydı. Tur, deplasmanda ve Sami Yen'de ki maçlarda yaptığı basit hatalarla Caner yüzünden gitti dersek ağır konuşmuş oluruz ancak takımın elenmesinde büyük pay sahibi olduğunu söyleyebiliriz. Şimdi ilk sarı karttan sonra Caner'i oyundan alıp, Arda'yı sola ve oyuna Dos Santos'u alıp onu da forvete koymalıydı Rijkaard diye bir düşünce var. Caner kartları görene kadar 55. dakikadan itibaren Atletico'nun sağ kanadını felç etti bunu atlamamak lazım. Rijkaard'ın onu oyunda tutması gayet doğaldı zaten ikinci sarıyı da 5 dakika içinde gördü. Ayrıca bu amatör kırmızıyı tetikleyen hakem hatasına da koca bir "yuh" demek istiyorum. 5. hakemler eğer bu pozisyonu da göremeyeceklerse neden ordalar? Herneyse sonuç olarak eksik kalan Galatasaray uzatmalardan belki bir ümit beraberlikle çıkıp, turu penaltılarla alabilirdi ancak bir kere kaleye yüzünü dönen Forlan tekte affetmedi ve Atletico'yu turlattı. Forvetsiz oynamak Galatasaray'ın kolunu kanadını bu turda kırdı bu çok açık. Topu ileride tutamayınca zaten sıkıntılı olan defans iyice zorlandı. Bekler zor durumlarda kaldı. Uefa'da oynayamayacak forvet transferi yapan klüp bu sezon için hedefini açık etmiştir zaten. Doğru hedeftir bence de Türkiye Lig'i. Bu sezon Uefa'da gidebildiğiniz yere kadar gitmek size 300-500 bin € + yoğun maç trafiğinden başka birşey vermez. Ancak yeni stada şampiyon unvanı ve gelirleriyle girebilmek önemli bir kaynak olacaktır her açıdan. Geçmiş olsun diyelim. Şimdi önümüzde Lig var. Galatasaray bu turdan elenmesine rağmen, takımın oturmaya başladığını düşünüyorum. Özellikle defansif anlamda ki toparlanma önemli. Jo'nun da gelişiyle Galatasaray bir seri yakalayabilir. Baros ve Kewell'ın da dönüşlerinin yakın olması müjdeli haber.

24 Şubat 2010 Çarşamba

Yeni Sevgili #1



Yükseliyooooooooooooooor!!

Bayrak Adam #2



Carles Puyol- Barça'nın yenilmez savaşçısı.

Unutulmaz Kareografiler #2



Fossa-Milan

Pankart Namustur #2



Kalan 12 hafta ve Uefa maçları için...

Barcelona Dünya'ya Döndü



Dünyanın tartışmasız en iyi takımı, uzay futbolu oynuyor denilen Barcelona, bu sezon geçen sezon ki performansının altında seyrediyor. Buna, geçen sezon takımın en fazla golünü atan oyuncu olan Eto'o'nun gönderilişi ve Barça'nın kadro derinliğinde ki sıkıntı sebep oluyor. Barça'nın bu sezon da başarılı performans sergilemesine rağmen, efsane olan geçen sezona göre daha aşağı bir performans sergilemesi gayet doğal tabii... Yaklaşık bir aydır sakat olan, kariyerinin sonuna yaklaşmış Henry'nin yokluğu da yukarıda ki sebeplere eklenince Barça biraz daha alçaktan uçuyor doğal olarak. Nitekim, Stuttgart deplasmanına Dani Alves ve Henry'siz çıktılar. Ortada Xavi'nin yanında Busquets tercihiyle İniesta'yı Henry'nin bölgesi olan sola attı Pep. Defansın sağında Alves'in sakatlığında Puyol görevlendirildi. Ortada ise Marquez. Maç dengede başlamasına rağmen, topu ileride tutup istediği pozisyonları yakalayamadı Barça. Bunda, İniesta'nın o bölgede zorlanması ve Messi'nin verimsizliği etkili oldu. Zaten Barcelona'nın sisteminin kilit noktası orta ikilinin kazandığı topları olumlu kullanıp, kanatlarda verimlilik sağlanması. Bunu yapamadığınız an rakip üzerinize gelmeye başlıyor. Stuttgart maçı da böyle oldu. Cacau ile golü buldu Stuttgart. İkinci yarı, hazır olmayan Henry değişikliğine rağmen takım canlandı ve golü İbra ile buldu ve maç bu sonuçla noktalandı. Sonuç olarak, Busquets bu takımın ortasahası için yeterli bir oyuncu değil bana göre. Ayrıca Barcelona uyguladığı rotasyon sistemine rağmen yeterli kadro derinliğine sahip değil. Evet, alt yapıdan çıkardıkları Pedro, Henry yokken harika işler yaptı ancak yine de klubesi yetersiz Barça'nın.

Gecenin diğer maçında Bordeaux deplasmanda Olympiakos'u 1-0'la geçti ve avantajı eline aldı.

23 Şubat 2010 Salı

Yakışan



Çarşı'dan açıklama gelmiş Ali Sami Yen'e küfür konusunda.

Bırak Şimdi



İnsanları aptal mı sanıyor Daum bilmiyorum ama maçtan sonra yaptığı açıklamada, taraftarlara yaptığı hareketleri "Semih" tezahuratlarına karşılık olarak değil, kendisine küfür edilmesi üzerine yaptığını söylemiş. Yeme bizi herr Daum şimdi, tüm Türkiye orda kafa sallama hareketini gördü. Sen o kadar çıldırmak yerine elinle küçücük bir hayır işareti yapsaydın, bu yalan açıklamana da gerek kalmayacaktı. O hareketi yapıp Semih'i de oyuna alarak taraftara yenildin. Şimdi o arkanda ki taraftar " hoca neoldu?" dese verecek cevabın yok oyüzden bu yalan açıklamayı yapıyorsun.

22 Şubat 2010 Pazartesi

Güiza Değil, Daum dışarı



Bursaspor'un bugün başardığı elli yılda bir olur. Özellikle ilk yarının başında Daum'un oynamalarını istediği gibi oynayıp Fenerbahçe'nin ekmeğine yağ sürdüler. Maç sonunda yapmaları gereken uzun topları maçın ilk dakikasından itibaren yapmaya çalıştılar. Kalabalık Fenerbahçe savunmasından dönen toplar aynen Bursaspor defansına gelip, tehlike yarattı. Bu süreçte Fenerbahçe'nin ortasahada ki yoğun baskısını da unutmamak gerekiyor. Açıkçası Fenerbahçe 2-0'a kadar ki oyunuyla o skoru hakettiğini gösterdi. Buna Bursa'nın da katkısı çoktu tabii ki... Ancak bu sezon Fenerbahçe'nin en büyük sıkıntılarından biri, skoru korumaya çalıştığında, defans ve ortasahada müthiş problemler yaşaması. Bu durumun bir sebebi, Bilica,Deniz,Dos Santos ve Baroni gibi oyuncuların yetersizliği olarak açıklanabilir. Ancak bu sebep kadar bir başka sebep de, skoru korumak isteyen Fenerbahçe'nin kapandığında, Güiza'nın etkisizliğiyle ileride top tutamaması ve ileri uca Güiza'ya pozisyon yaratmak için atılmış olan Alex'in ortasahaya sıfır yardım etmesidir. Alex Türkiye Ligi'nin tartışmasız en değerli, en etkili oyuncusudur buna şüphe yok. Ancak modern futbolda artık kendisi gibi 10 numara pozisyonunu kaldıramıyor hiçbir ekip. Azcık mücadele eden takım sizi bir anda 9 kişi bırakıyor 10 numarayla oynadığınız sistemde... Herneyse maça dönelim. Maç Fenerbahçe'nin istediği gibi giderken Bursaspor ani bir kanat organizasyonuyla golü bulunca Fenerbahçe, liderliği alma psikolojisiyle skoru korumaya gitti. Böylece yukarıda anlattığımız durum oluşmuş oldu. Yine de Bursaspor koşmak dışında hiçbir üretkenlik gösteremedi. Son on dakika Ertuğrul Sağlam'ın uyarısıyla uzun toplara başlayan Bursaspor, Fenerbahçe'nin yetersiz savunmasıyla vede şansının da yardımıyla beraberlik golünü buldu. Üçüncü gol ise Fenerbahçe dikkatsizce saldırırken geldi. Yani baktığımızda, Bursaspor bu maçı üst düzey oyun kabiliyetiyle kazanmadı. İyi mücadele ettiler, şansları yaver gitti ve Fenerbahçe savunmasının açıklarını iyi değerlendirdiler. Bana göre Bursaspor, tarhinin en önemli galibiyetlerinden birini aldı. Bu önemli zafer kupa maçında gelecekti ama bu maça kısmetmiş demekki. Maça Fenerbahçe açısından bakarsak, Daum'un sistemi artık Türkiye Ligi için çağ dışı. Turkcell Super Ligi Daum'un bıraktığı yerde değil. En kötü takım bile ölümüne koşup, mücadele ediyor. Çok ağır bir darbe yedi Fenerbahçe bu hafta. Ancak bu darbeyi Güiza'dan değil, Daum'dan yedi. Daum'un bu sistemi her maç Fenerbahçe'yi 9 kişi bırakıyor. Bu sistemde Semih, Güiza'dan kesinlikle daha faydalı olur ama genel çehre değişmez. Açıkçası bu maçta Güiza'nın gol kaçırmaktan çok tamamen etkisiz kaldığını ve bunun sebebinin Daum'un sistemi olduğunu söylemek gerekir. Fikstür avantajı hakkında da bir iki kelam etmek gerekirse. Futbolda fikstürün detay olduğunu, Fenerbahçe canlı şekilde yaşayarak kanıtlıyor Türkiye'ye...

Fark!



Ayıp edildi İnönü'de. Küfür Ali Sami Yen'de de var evet. Ama rakibinin bayrak adamına,efsanesine veya kurucusuna küfür de nedemek?

Bayrak Adam #1



Juve'nin herşeyi.

Rakipler Ne Yaptı?



Atletico Madrid ateşle oynuyor. Kendisinden 4 puan geride olan Almeria'ya deplasmanda 87. dakikada yediği golle mağlup olan Atletico 27 puanda kalarak haftayı 13. sırada kapattı. Buarada hatırlatmakta fayda var, Atletico'nun düşme hattıyla arasında ki puan farkı 7.
Lille, haftaiçerisinde haftasonu oynayacağı zorlu Rennes deplasmanını düşünerek Gervinho'yu yedek soyundurmuştu. Haftasonu çıktıkları Rennes deplasmanından 88. dakikada attıkları golle 2-1 galip ayrılmayı başardılar. Bu sonuçla Lille haftayı 3. sırada kapattı.

Lig uzun bir maraton



Bu hocayla Super Lig'de nasıl tutunacaksın dediğim, ligin ilk yarısında Ankaraspor maçı dışında galibiyeti olmayan Denizlispor, iyi oynayıp kaybettiği Fenerbahçe,Galatasaray ve Sivasspor maçlarının ardından çıkışa geçti. Kendi sahasında Kayseripor'u devirdikten sonra bu hafta Diyarbakırspor engelini deplasmanda 2-0'la geçtiler. Haftaya Ankaraspor'dan havadan 3 puan alacak olan Denizlispor, ligin altını 3 haftada birbirine katmış oldu böylece...

Pankart Namustur #1



Tabii ki ilk pankart bu olmalı...

Unutulmaz Kareografiler #1



Fossa Dei Leoni- Milan

21 Şubat 2010 Pazar

Derbinin Ardından


Daha önceki postta yazdığımız gibi, Galatasaray iki Madrid maçı arasında oynayacağı zorlu Beşiktaş derbisine temkinli çıkan taraf oldu. Haftaiçi Madrid deplasmanında aksayan Servet yerine, Neill ile daha uyumlu olduğu gözlenen Emre Güngör ilk onbirdeydi. Kadrodaki bir diğer değişiklik ise ortasahadaydı. Haftaiçinde çok pas hatası yapıp, Galatasaray'ın Avrupalı görüntüsünde sırıtan Mustafa Sarp yerine, daha tempolu ve sert olan Barış sahadaydı. Beşiktaş maçın genelinde golü arayan taraftı, olması gerektiği gibi. Özellikle ilk yarının sonunda baskılı futbolla golü aradılar ve pozisyonlara girdiler. İlk yarıda fazla varlık gösteremeyen Galatasaray ikinci yarının ilk 20-25 dakikası Elano'nun hücumda ki varlığını hissetirmesiyle hem istediği oyunu hem de skoru yakaladı. Jo'nun oyuna girişide müthiş bir fark yarattı sahada. Keita daha rahat oynamaya başladı. Arda'nın sola geçişiyle de Galatasaray baskın bir atakla golü buldu. Oyun skorun ardından Galatasaray'ın istediği gibi giderken Arda sakatlığı Galatasaray'ın topu rakip sahada tutma konusunda zorlanmasına, Elano değişikliği ise ortasahada ki pas trafiğinin hepten çökmesine sebep oldu. O dakikadan sonra Galatasaray sadece kalesini savunmayı düşündü ancak başaramadı. Gerçi yenen golde savunma anlamında fazla bir problem yoktu. Ummadık taş baş yardı ve gereksiz bir gol yedi Galatasaray. Sivok kendini affettirdi biryerde. Derbinin ardından kim ne kaybetti diye bakacak olursak bana göre Beşiktaş'ın şampiyonluk için işi artık çok zor. İkincilik Beşiktaş için gerçekçi bir hedef olabilir. Çünkü önünde iki rakip var şampiyonluk için ve birine deplasmanda konuk olacaklar. Galatasaray içinse yazdığımız gibi kaybedilmiş fazla birşey yok bu maçın ardından. Kazansaydı çok önemli bir adım atmış olacaktı Şampiyonluk adına. Ancak kabus gibi bir Şubat ayında Şampiyonluk yarışından kopmadan, rakibinin 1 puan arkasında kalabilmek iyi sonuç bana göre(Yarın Fenerbahçe'nin kazandığı düşünülürse). Şimdi Galatasaray'ın ihtiyacı olan şey galibiyet serisi. Trabzonspor maçına kadar Kasımpaşa,Eskişehir(D) ve Ankaragücü maçından galibiyetle ayrılabilirse Galatasaray çok önemli bir avantajı eline almış olacak. Sakatlarının da dönüşüyle Trabzon ve Fenerbahçe maçlarında eli daha kuvvetli olacak olan Galatasaray ligde Şampiyonluğa ulaşabilir.

Avrupa Derbisi


Başlık derbinin kalitesiyle alakalı değil, konumuyla ilgili maalesef. Ülkemizde derbiler bukadar kaliteli geçmiyor. İki Avrupa yakası takımı, bu akşam Dolmabahçe'de sahaya çıkıyor. Ev sahibi Beşiktaş sezon başından beri aynı çizgide bana göre. Çift ön liberolu defansı sağlama alan kilit bir futbolu oynuyor tabiri caizse. Hücum oyuncularının etkisizliğide gol yollarında sıkıntı yaşamalarına sebep oluyor. Çoğu puan kaybını da bu sebeplerden yaşadı Beşiktaş. Galatasaray ise sezon başı gösterdiği müthiş performansın ardından gelen sakatlıkların getirdiği sorunlarla boğuşuyor hala. Böyle önemli bir kadronun kurulduğu klüpte, her sezon bukadar sakatlık yaşanmasını da ayrı bir yazıda konuşmamız gerek. Beşiktaş için kendi sahasında oynayacağı bu maç, onlar için ligin kırılma noktası belki de. Beraberliğe bile tahammülü yok Beşiktaş'ın. Galatasaray ise kaybetmediği sürece problem olmayacaktır. Zira Madrid deplasmanından alınan sonuç ile taraftar da bu maça bu gözle bakıyor. Beşiktaş'ın baskı yapmak isterken, hücumda ki o bilinen etkisizliğini sürdürmesi durumunda bu maçı alması bana göre zor. Galatasaray'ın geri dörtlüsünde ki problemler Atletico Madrid maçı seviyesinde veya daha az olursa Galatasaray süpriz atacağı gol veya gollerle bu maçı alabilir. Galatasaray bu maçı kazandığı takdirde, zorlu Şubat fikstürünü kazasız belasız atlatmış olacak. Çok zor, şampiyonluktan kopar denen Şubat fikstüründen avantajlı çıkmış olacak beklenenin aksine... Kazanamaması durumu ise telafi edilebilecek bir 3 puan dışında birşey kaybettirmez Galatasaray'a.

Jose Tradition



Seveni kadar sevmeyeni de çok olan adam Jose Mourinho, kendi sahasında maç kaybetmeme rekorunu sürdürüyor. Bugün Sampdoria karşısında, 38. dakikadan itibaren 9 kişi oynadı takımı ama yinede maçı vermedi.

Ayıptır


Barcelona 4-0 Racing Santander

Barça Racing'i kendi sahasında ezdi. Bu skorlara alıştık artık Barça için yeni değil.
Çok iyiler ve işi şansa bırakmıyorlar. İlk yarıda 3 lük yaptılar Racing'i. Son golden önce Messi'nin dar alanda yaptığı hareketlere bakınca "ayıptır" diyesi geliyor insanın.

20 Şubat 2010 Cumartesi

Neden Güiza-Deniz herr Daum?




Lille takımı gerçekten övgüleri hakeden bir takım. Çok hızlı ve çevik bir takım herşeyden önce. Hızlı atak yapma özelliği olan bir takım. Maçın genelinde Lille oyunu yönlendirdi. Fenerbahçe ise özellikle 1-1'in ardından Alex'in Güiza'ya yaratacağı pozisyonlarla kontratak aradı. Çok önemli iki pozisyon yakalamalarına rağmen bu iki pozisyonu cömertce harcayan Fenerbahçe sahadan 2-1 mağlup ayrıldı. Evet bu bir avantajdır ama Luganosuz bir Fenerbahçe Kadıköy'de iyi top kullanan ve hızlı atağa çıkan Lille'den gol yemeden turu getirecek gol ve golleri bulabilir mi? Bence çok zor. Daum'un sorgulanması gerekir bu maçtaki mağlubiyetin sorumlusu olarak. Formda Semih yerine Güiza tercihi ve ısrarla Lugano'nun yedeği olarak o mevkiye daha yatkın olan Önder yerine Deniz tercihi kesinlikle sorgulanmalı Daum'un...

Keita'dan Erman'a sevgilerle...


Bu sezon Galatasaray'ın Avrupa'da oynadığı en kötü oyunlardan biriydi. Taktiği yarısahayı adam gibi geçmeden, orta üçlüsüyle Madrid'in etkili ayaklarını durdurmak üzerine kuruluydu. Bunun üzerine Madrid'in umursamaz oyunu da eklenince maç çekilmez bir hal aldı. Caner'in çok gereksiz pas hatalarının ardından yaptığı pas hatası ve gereksiz pozisyondaki faulüyle Atletico golü buldu. İlk yarının hikayesi bundan ibaretti. İkinci yarı özellikle Neill-Elano-Arda ve Keita dörtlüsünün daha fazla sorumluluk almasıyla, İlker Yasin'le bir olup aklı sıra Keita ve Galatasaray'la dalga geçen Erman Toroğlu'na ders verme operasyonu başladı adeta. Başta Keita olmak üzere takımda ki birçok oyuncu daha fazla sorumluluk aldı ve Galatasaray beraberlik golünü Keita ile buldu. Dünyanın şuanda en iyi takımı olan Barcelona'yı bir haftadan daha kısa bir içerisinde devirmiş olan Madrid deplasmanına golcüsüz gidip, gol avantajıyla dönmek bu maç için herşeyden önemliydi. Galatasaray için iyi bir sonuç açıkçası ve tur biletinin yarısı cebinde diyebiliriz. Ali Sami Yen'de ki maçta başarılar aslanlarımıza...